İnsanlık tarihine yön veren, ürünlerinden yüzyıllarca istifade edilen ve sönmeyen bir mum gibi daima ışıldayarak kaliteli ömürlere imza atan isimler vardır.
Bu isimlerden kimisi uzun ve bereketli bir yaşam tecrübesi ile yıldızlaşırken kimisi de ortalama insan ömrünün oldukça gerisinde kavisini tamamlayarak yıldızlar topluluğundaki yerini almıştır.
Cengiz Aytmatov’un bir kitabına da isim olan ‘Gün Olur Asra Bedel’ aforizmasını hatırlatan bu yaşam tecrübeleri; kısa zamanda çengelli sorular ile rahatsız eden, özgün tarzları ile derin izler bırakan, göze, kulağa, akla ve kalbe dair besleyici pencereler açan, kurgusal gerçeklikten olgusal gerçekliğe imkan sınırlarını yoklayan, yerel dinamiklerden evrensel kültüre fıtratın ortak paydasını imleyen, adalet, eşitlik, özgürlük, ahlak, nitelik, sorumluluk gibi kavramlardan insanlık adına anıtlar yükselten bereketli ömürlerdir.
Zamana dair konumlanışları ve zamanda hareket kabiliyetleri ile birer örnek olan ve yenilenen her günde hesaplarına aktarılan zaman sermayesini ustaca kullanan bu isimlerden bazılarına kısa bir göz atalım:
Wolfgang Amadeus Mozart, en çok müzik eseri veren ünlüdür. 6 yaşındayken Habsburg'ta konser vermeye başlayan Mozart 35 yaşında ölür.
Franz Schubert de hayata genç yaşlarda veda eden ünlülerdendir. On yaşında saray korosuna giren Schubert henüz 30’lu yaşlarında iken hayata gözlerini yumar.
Varoluşun teslimiyet ve tereddüt arasındaki gerilim alanını “korku ve titreyiş” adlı eseri ile kurcalayan Soren Kiergaard da öldüğünde 42 yaşındadır daha.
Yazdıkları ile bir döneme damgasını vuran Alexandr Sergeyeviç Puşkin 8 yaşında Fransızcayı öğrenmişti. Eşi için yaptığı düelloda öldüğünde henüz 40 yaşına varmamıştı.
Düelloda ölen bir diğer ünlü Rus yazar da Mihail Lermantov’dur. Şiir, resim, müzik ve felsefe onun ilgi alanlarıdır. Küçük yaşlarda Almanca, İngilizce, Fransızca ve Yunanca öğrenen Larmantov öldüğünde henüz 27 yaşındaydı.
Fransız Mısır bilimcisi Jean François Champollion 16 yaşına geldiğinde birçok ilim dalında eğitimini tamamlamış, 30’unda ise hiyeroglif çözmüştü. Henüz 42’sinde iken ölen Champollion bu süre zarfında Aramca, Yunanca, İbranice ve Latinceyi derinlemesine kurcalamıştır.
Fransız yazar ve tarihçi, filolojik deha, arkeolog Prosper Merimee de cins kafalardandır. 15 yaşına geldiğinde İngilizce, Yunanca ve Latinceyi öğrenmiş, çeviriler yapmıştır. Merimee henüz 25 yaşına varmadan tarih ve hukuk eğitimlerini tamamlar, romanlar yazar. Slav dilleri ve Kelt dilleri konusundaki hakimiyeti, İlber Ortaylı’nın tabiriyle yan branş gibi çantasındadır. (Bir Ömür Nasıl Yaşanır, Kronik Y.)
Kısa öykü duayeni Anton Çehov aslında bir tıp doktorudur. Kırk dört yaşında öldüğünde dünya edebiyatının ustalarından biriydi artık.
Hakan Albayrak’ın ‘Dengeler Adına’ isimli şiirinde ‘Mossad Besliyor’ dediği Prag’ın melankolik çocuğu Franz Kafka öldüğünde 41 yaşına henüz basmıştı. Birçok dilde baskısı hala yapılan ‘Dönüşüm’ yayınlandığında ise daha 32’sindeydi.
Düşünce dünyasına ‘absürt’ kavramını hediye eden, fikirleri ve siyasal duruşu ile bir dönemin ikonu olan Albert Camus öldüğünde 47 yaşındaydı.
Afyon bağımlığı ve vejeteryan tercihi ile hatırlanan İranlı ünlü edebiyatçı Sadık Hidayet intihar ettiğinde 48 yaşındaydı.
Şiiri ve sinemasıyla İran kültür dünyasını etkileyen Füruğ Ferruzad öldüğünde 32 yaşındaydı.
“Söyleyeceklerim için bir ömür yetmez” diyen İranlı sosyolog, yazar, mücadele adamı Ali Şeriati Savak ajanlarınca şehit edildiğinde henüz 44 yaşındaydı. Yazar 44 yıllık ömre, onlarca kitap, çeviri, konferans, gezi, mektup, cezaevi, sürgün gibi önemli başlıklar sığdırmıştı.
‘Tutunamayanlar’ isimli eseri ile edebiyat dünyamıza kendi kıvamında bir izlek sunan ve şimdilerde popüler kültürün serbest monopol piyasasında metalaştırılan Oğuz Atay ömrünü tamamladığında 43 yaşındaydı.
‘Kürk Mantolu Madonna’ eserinin yazarı Almanca öğretmeni Sabahattin Ali 1948 yılında Bulgaristan’a kaçarken öldürüldüğünde henüz 41 yaşındaydı.
Cumhuriyet döneminin en güçlü hikayecilerinden Sait Faik Abasıyanık kaleme veda ettiğinde 48 yaşındaydı. Varlık, Ağaç, Servet-i Fünun, Uyanış, Yaprak, Yücel, Yeni Mecmua, Yenilik, Yürüyüş, Büyük Doğu ve İnkılapçı Gençlik gibi dergilerde yayınlanan öyküleriyle edebiyat dünyasında tanınan Abasıyanık, ‘Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım..." sözleriyle iz bırakmıştı.
Sultan adlı şiirinde “İsmimin baş harfleri acz tutuyor / Bağışlamanı dilerim’ diyen şair Cahit Zarifoğlu da genç yaşta aramızdan ayrılanlardan. Şiire zerafeti emzirenYedi Güzel Adam’ın kara çocuğu vefat ettiğinde 47 yaşındaydı.
“Anlatamıyorum” adlı şiirindeki, “Bir yer var, biliyorum; /Her şeyi söylemek mümkün; / Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; /Anlatamıyorum” dizeleriyle zihinlere kazınan ünlü şair Orhan Veli Kanık öldüğünde 46 yıllık bir ömrün sahibiydi.
Ahlak psikolojisi ve sosyal ahlak gibi çok da üzerine gidilmemiş konularda kafa yorarak dikkat çeken ve ‘Ahlak dediğimiz zaman, akla gelen şey sadece insan davranışlarıdır. İnsandan başka canlıların hareketleri ahlaki davranış sayılmaz.’ sözüyle iz bırakan Selçuk Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr Erol Güngör öldüğünde 45 yaşındaydı.
Tıp ve psikiyatri alanında derinlemesine çalışmalar yapan ve “Yeryüzünün Lanetlileri” ile “Siyah Deri Beyaz Maske” gibi kült eserlerle bulunduğu çağa tanıklık eden Frantz Fanon öldüğünde 36 yaşındaydı.
Devrimi ahlaki ve ruhi bir arınma mücadelesi olarak tanımlayan Che Guevera Bolivya Ordusuna karşı savaşırken öldüğünde 39 yaşındaydı…
Hikmet sahiplerinin uzun yaşamak yerine hayırlı yaşamak duası ya da ömrü bereketle anan temennileri, asıl olanın emekle karılmış ve faydalı ürünlerle tamamlanmış bir hayat olduğunu öğretiyor bizlere.
İyi, doğru ve güzel olanla var oluşu anlamlı kılan hayatlara selam olsun.
Temmuz 2020
