Hukuk dilinde iki tür kişilik vardır: gerçek ve tüzel kişilik.
Gerçek kişi insandır; tüzel kişi ise gerçek kişi gibi muamele gören kurum ve kuruluşlardır.
Gerçek ve tüzel kişiliğin hayatı karşılarken kullandığı bir aklı vardır.
‘Eşyayı kullanma bilgisi’ olan bu akıldan bağımsız bir de ‘tasavvur ameliyesi’ olan akıl vardır.
Vesayetçi akıl, Ergenekon aklı, yargı aklı gibi.
Veya ortaçağ aklı, mutezile aklı, aydınlanma aklı, gelenek aklı, modern akıl gibi.
Veyahut; emekçi aklı, sınıf aklı, faşist akıl, dindar akıl, liberal akıl gibi.
Bu akıl, hayata, eşyaya, insana; geçmişe, şimdiye ve geleceğe dair, ‘değer yüklü’ bir bakıştır.
Bu akıl; vahyin, bilimin, halkın, monarkın, aşkın, irfanın ve iblisin gör dediği yerden bakılarak görülendir.
Modern zamanların aklı tarihte tezahür eden bu akıllardan biridir. Ve bu akıl kolonyalist hırçınlıkları ile giderek erdem ve asalet hazinesinden uzaklaşmakta, ‘şehvet, güç ve ihtiras’ ile beslenen bir canavara dönüşmektedir.
Grek-Roma aklının aydınlanma restorasyonu ile yeniden ürettiği bu pagan aklı, sömürgecilik sonrası yakaladığı teknolojik üstünlüğü de arkasına alarak kendisini ‘evrenin aklı’ suretinde sunmaktadır.
Kilise barbarlığının bin yıllık skolastisizmini yer ile yeksan eden Rönesans aklı, bütün zamanlar ve mekanlar için ‘geniş spektrumlu kozmik reçete’ olarak pazarlanmaktadır.
Comte hayranı Türk entelijensiyasının buyur ettiği modern akıl bu kartezyen akıldır.
Anadolu mozayiğine atılan ideolojik neşterin sahibi bu aklın talebeleridir.
Oysa bu aklın kendi tarihi ile mukayyet delillerde bile bir eksiği vardır: ‘ahlak’.
Sokrates’e göre erdem ve bilgi yani ahlak ve akıl aynı şeylerdir.
Onun için akılsız ahlak olmadığı gibi, ahlaksız akıl da olmaz.
Akıl, ahlakla değer kazanır, ahlakla olgun ve kuşatıcı nazariyeler geliştirir.
Akıl, ahlakla adaleti ve özgürlüğü sağlar, ahlakla efendi-köle eşitliğini gerçekleştirir.
Akıl, ahlakla mizanı ve demiri hakim kılar.
Çünkü; ahlaksız akıl, kontrolsüz ve zalim bir güçtür.
Ahlaksız akıl, öteki-beriki, bizimkiler-sizinkiler gibi zulmü besleyen suni kulvarlar yaratır;
Ahlaksız akıl, hukukun üstünlüğünü yalnızca elitizm ve kast sistemi içinde anlamlı bulur, kuvvetler ayrımını da kuvvetler birliğini de zulüm aygıtlarına çevirir.
Ahlaksız akıl, Ademoğluna ait hakları bazı oğullardan sakınma garabetini uygular.
Ahlaksız akıl, bencil reflekslerle ekonomik ve kültürel faşizanlıklar üretir;
Ötekine, mezhebini, meşrebini, partisini, ırkını, ideolojisini ve ilahını dayatır
Ahlaksız akıl, başkalarının acılarından kahramanlık türküleri yapar; gözyaşından müzeler, çığlıklardan senfoniler ve narsist hazlar üretir.
Ahlaksız akıl, çoğulculuğu çoğunlukçuluğa mahkum ederek, düşünceyi kuduz köpek gibi kovalatır.
Ahlaksız akıl, komşusu aç iken kendisi kör bir vicdani rahatlık içinde mışıl mışıl uyur.
Ahlaksız akıl, iktidar illeti ile maluldür. İktidar için vazgeçmeyeceği hiçbir sabite; sultanın sarayı ve zenginin sofrası için girmeyeceği hiçbir kılık yoktur. Militer vesayete de sivil vesayete de dünden razıdır.
Ahlaksız akıl, gayri fıtri muameleler karşısında kördür, sağırdır, kalpsizdir;
Modern putlar ile geleneksel putlar arasında put galericiliği yapar;
Eğitim hakkını renklerinden ve dillerinden dolayı birilerine yasak eder;
Profesyonel hırsızlar, darbeciler, hortumcular, cahil akademisyenler yaratır.
İşbirlikçi medya, muhbir kalemşörler, gedikli yalakalar yaratır.
Ahlaksız akıl, niteliği, niceliğin nem kokulu loş zindanlarında ‘siyaseten katl’ eder;
Ahlaksız akıl, değişimin dinamiklerinden, yeniliğe açık olmaktan, eleştirel aklı egemen kılmaktan uzak durur;
Modern sermaye kulelerine tapınan, mescid-i dırar inşaatında çalışan ve ilahlara körpe kurbanlar sunan kravatlı köleler yaratır.
Ahlaksız akıl, sosyolojiyi siyasete kurban eden entelektüel vandalizm üretir;
Toplum psikolojisini bunak lider psikopatlığına kurban eder;
İdeal politiği reel politiğin dayanılmaz hafifliği adına terk eder;
Özgürlüğü, birer özgürlük metni olması gereken anayasalar ile sınırlar.
Ahlaksız akıl, açlığı, işsizliği, aile dramlarını, töre cinayetlerini, taşra handikaplarını önemsemez;
Metropol züppeliklerini, tüketim çılgınlıklarını, eğlence sapkınlıklarını dizginlemez.
Ahlaksız akıl, fuhşa sürüklenen gençleri, uyuşturucu batağına çekilen nesilleri, çöplerden beslenen aileleri, çocuk işçileri ve asgari ücret rezaletini görmek istemez.
Ahlaksız akıl, insanı bir reklam nesnesine indirger; moda müdavimi ve magazin manyağı kılar.
Ahlaksız akıl, karton kahramanlar, sahte karakterler, sipariş tarih, ütopik zaferler, sanal başarılar, kurgusal bilinçler, yapay kimlikler ve imajinatif tasarımlarla bir ‘aklı evvel’ yaratır.
Ancak bu akıl halkın ve hakkın aklı değildir.
Bu akıl, ‘Dabbetül Arz’ aklıdır.
Şubat / 2010
