Dillerimizin ve renklerimizin farklı/muhtelif olması (Rum/30), çoğulcu evrensel ilkelerin zihinsel özgünlüklerle ilgili ontolojik arka planıdır.

Yüce kitabın sayısız ayet dediği ve etrafımızı saran büyük küçük muhtelif objeler zihnimize düşen kavrama, soyutlama, yorumlama, tanımlama gibi çoğulcu düşünme eylemleridir.

Her bir başak tanesine ya da her parmak izine kayıtlı gölge farkı, varoluşu ve sayısız ilişkiyi daha anlaşılır kılmaktadır.

Karşıt varlıklar ile eylemler eşyanın kalbine nakşedilen kurallarda anarşiyi değil aksine tek adrese dönük anlamlı ve izah edilebilir çizgileri hatırlatmaktadır.

Ayrı yörüngeler ve ayrı kromozom sayıları çok sesli bir düzenek üzerinde bir duvarın tuğlaları gibi durup tahammül edilebilir faydalı birlikteliklere örnek olurken insan bu kodlamayı kendinden uzak tutmuştur.

Düşüncenin aşırı uçları olan ifrat ve tefrit ile ilgili sosyal ve siyasal, dini veya kültürel tutumlar insanın vazgeçilmez tutkuları oldu.

Hayatı ve olayları uçurum kenarlarından okuma tarzı beraberinde tek tipçi, buyurgan, tahammülsüz, saldırgan, yekdiğerinin kurdu olan insanlar yarattı…

İhtilaf, ayrılık, anlaşmazlık, aykırılık, uyuşmazlık (TDK), farklı düşünme ve dolayısıyla ayrı tutum demektir. Muhalefet, aykırı yol tutmak olup muhalif de bu aykırılığı savunan kimsedir.

Tefrika ise birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık, ikilik (TDK), iki şeyin arasını açma yani bölme, bölücülüktür. Eşyayı birbirine farklılaştırma, yabancılaştırma, mankurtlaştırma ve uyumsuz kılmadır.

İhtilaf, pozitif, yapıcı ve onarıcı bir içeriğe sahipken; tefrika, ayrıştırıcı, uzaklaştırıcı ve negatif bir içeriğe sahiptir.

Bakara 164’te geçen ‘gece ve gündüzün ihtilafı’ ifadesi, ‘birbirini takip etmek’ anlamındadır. Kevni ayetlerin ihtilafı birbirini tamamlayan karşı konumlanışlardır. Bunu, ‘eşya zıddı ile kaimdir’ ilkesi ile de anlayabiliriz. Yani roller farklı olsa da anarşi değil sonuç getiren işbirliği vardır. Prof. Mehmet Görmez’in dediği gibi, ‘yöntemler ve kullanılan araçlar farklı olsa da varılmak istenen menzil aynıdır’.

Bir de insanların ihtilafları vardır.

Allah’ın bizleri tek bir ümmet olarak yaratmamış olması ve her peygambere farklı birer şeriat verilmesi esasından hareketle, teknik olarak, ‘farklı düşünceler doğrudur ve gerekliliktir’ diyebiliriz. Ancak farklı ve muhalif düşünceler daima ahlaki sınırları bilmeli, mutlakçı savrulmalardan uzak durmalıdır.

Temel ilkelerde ihtilaf tefrikayı, tefrika ise kendi doğrusunu evrensel kılan ve düşüncede körlük olan fırkalaşmayı getirir. Apaçık bilgiler ve kesin hükümler ihtilafın yani farklı bakışların konusu olamaz. Zira böylesi bir tutum paradigmayı tartışılır ve güvensiz kılacak; kopmak, ayrılmak, uzaklaşmak denilen i’tizal ile neticelenecektir ki, Sihlik, Bahailik, Babilik ve Kadıyanilik bu türden sapkın örneklerdir.(Umran, Mart/2017)

İhtilaf insan ürünü bilgide muteberdir. Dahası, mutlaklaştırılmayan yorumlarda ihtilaf elzemdir. Bu tür muhalefetten muvafakat doğar ki faydalı olan da budur. Zira ‘Barika-i hakikat müsademey-i efkardan doğar’.

İşte gerek etrafımızda birer ayet olarak salınan soyut ve somut varlıklar arasındaki ihtilaf yani ortak hedef için ayrı roller, gerekse insanın daha derin ve zengin düşünce adına aldığı farklı konumlar tefrikaya, fırkalaşmaya, kendine tapınmaya varmadığı müddetçe varoluşsaldır, fıtridir, münasiptir.

Onun için ihtilaf ve tefrika arasındaki keskin tanım ve fonksiyon farkını doğru anlamalıyız.

İhtilaf bir düşünme biçimidir. Dinamik ve üretken bir tabiatı vardır. Şeytanca müdahalelerden uzak tutulursa rahmet ve bereket olur. Şeytanlardan bir iğvaya uğrarsa fitnenin bir türü olan tefrika olur.

İhtilaf nötr bir kavramdır. Tek başına ne iyi ne de kötüdür. Denebilir ki zihinsel bir çaba ve dinamizme içkin olduğundan şerden çok hayra yakındır. İşte bu esnada cihadın (Ankebut/69) tezahürlerinden biri olan düşünme ameliyesi Allah rızası için gerçekleşirse ihtilaf hayr yani rahmet ve bereket olur. Şeytanın rızası gözlenirse ihtilaf rahmet olmaz azap ve eziyet olur.

İhtilaf iki uçlu bir kavram. Kendisinden rahmet de fitne de sadır olabilir. Onun için tek başına ihtilaf hali rahmet değil, ihtilafı yönetme ve hayra dair sonuçlar elde etme rahmettir. Yine düşünsel farklılıklar ahlaki ilkelerle karşılanır ve yönlendirilirse ve süreçler tenkit ahlakı kapsamında yani görüşler arasındaki farklar gerekçeleri gösterilerek beyan edilirse rahmet olur.

Bu olmazsa Abdullah b. Mesud’un, ‘ihtilaf kötülüktür’; İbni Hazm’ın, ‘ihtilaf beladır’; Taha Cabir Alvani’nin, ‘ihtilaf dar görüşlü hizipçiliktir’; Hayrettin Karaman’ın, ‘şimdiye kadar yaşanan hadiselere baktığımızda hiç rahmete şahit olmadık’ tespitleri ile ihtilaf ,fitne, adavet ve zahmet olur. Din yani asıl olan parçalanmış (En’am/159) ve hakikat ile irtibat kesilmiş olur.

Müslümanların düşünce tarihinde dini anlama, siyasi olayları yorumlama, tarihi bölümlendirme ve benzeri konulardan dolayı farklı düşünme dediğimiz ihtilaflar yaşanmıştır. Ancak bilgiye dair donanım yetersizliğinden farklı düşünceler bir müddet sonra ötekileştirilmiş ve şeytanlaştırılmıştır. Ait olunan düşünce blokları mutlaklaştırılmış, dışarıda kalanlar helak olanlar cümlesinden sayılmıştır.

İhtilafın tefrikaya dönüşmesi olaylara bakışımızla ilgili çok boyutlu bir sorunsallığı içerir. Muhalife konuşma fırsatı ve imkanı vermek, muhalifi dinleme terbiyesi ve anlama çabası göstermek, muhalif doğru olanı seslendiriyorsa kabullenme olgunluğu ve yanlış olanı savunuyorsa yanlışını ahlak ve ilim ile gösterebilme davranışı ihtilaftan tefrikaya giden yolları kapatır.

Farklı düşünen, ahlak ve ilim düzleminde karşılanmazsa tefrika süreçleri başlar. Düşünenlere ve düşüncelere ahlak ve ilim kavramlarını kendinde cem eden adalet ile yaklaşılmadığı takdirde fitnenin bir türü olan tefrika yayılır.

İhtilafın yüzü hakikate dönük olmak gerekir. Hayırlarda yarışmak ve hüsn karakter esas olmak gerekir. Buna kısaca ihtilaf ahlakı denir.

İhtilaf ahlakı doğru bilgi ve delile dayanır. (17/36) Onun için görüşlerimizi mutlak doğru olarak ifade etmemeliyiz. Cümlelerimizin sonuna ‘Allah-u a’lem’ ve/veya naklettiğimiz rivayetlerin sonuna ‘ew kema kal’ diyebilmek ihtilaf kültürünün gereklerindendir. Karşımızdakini farklı düşüncesinden dolayı bidat, dalalet ve küfürle itham etmek en hafifinden ilkelliktir. Zira İmam Ebu Hanife’nin dediği gibi, ‘Allahtan inen kitaba iman eden kimse, tevilinden dolayı tekfir edilemez’. İhtilaf ahlakının bir diğer ilkesi de, İslam’ın sabitelerini ve sarsılmaz esaslarını, tartışmalı fer’i meselelere feda etmemektir. İhtilaf ahlakı vesile ve gayeleri birbirine karıştırmamayı gerektirir.

Onun için fıkıhta ihtilaf ahlakı, kelamda ilm-i cedel, mantıkta ilm-i münazara yeniden tetkik edilerek güncellenmelidir.(Umran, Mart/2017)

Doğru sonuçlar için benmerkezci düşünme metodu yerine bilgi merkezli düşünme metodu esas alınmalıdır. Zira doğru, farklı kimselerde, kitaplarda, gruplarda ve coğrafyalarda olabilir.

Kendini merkeze alarak farklı düşünene mutaasıp davranma tefrikanın döl yatağıdır.

Özeleştiri yapabilmek ve eksik olduğunu kabullenebilmek tefrikanın karanlığından ihtilafın aydınlığına götürür.

‘Bilginin kaynağı insan değil vahiydir’ ilkesi prensip edinilirse her defasında yanlıştan dönme şansı saklı kalacaktır.

İhtilafın hayr yönünü öne çıkarmanın anahtarlarından biri istişare kültürüdür. Bunda içkin bir eylem olarak kişilerin ihtilafı dediğimiz hilaf’tan zinhar sakınmak gerekir. Çünkü ihtilafta delil, hilafta ise zan vardır. İhtilaf akletmeye, hilaf kaosa ve karanlığa götürür. İhtilaf düşüncede birliğe, hilaf ise düşüncede şikaka götürür.

Bencil ve muhteris kimseler farklı düşünenleri tolere etmekten acizdirler ve ihtilafı tefrikaya dönüştürürler. İlim ahlakından yani delilden uzaklaşmak ile heva ve hevesi ilahlaştırmak farklı düşüneni dışlamak demektir ki tefrikanın sebeplerinden biri de budur. Vahyin sınırlarını belirlediği kulluk ahlakı muhalife yani farklı düşünene adalet ile muamele etmeyi gerektirir.

Su-i zan, kibir, gurur, nefsaniyet, enaniyet, taassub, kabalık, cedelleşme, zorlaştırma, heva ve heves, ifrat ve tefrit tefrikayı besler. Hüsn-ü zan, fıtrat, hikmet, güzel öğüt, en güzel tarzda mücadele, etik, estetik, basiret, nezaket, af yolu, kolaylaştırma ve yürek fethi ihtilafı besler.

İhtilaflar fırkalaşmaya neden olmamalıdır (6/159). Zira Kur’an’da 72 defa geçen 'fırka' kelimesi daima olumsuz bir zihin ve eylem haline işaret eder.

Fırkalaşmayı köpürten hususlardan biri de kıskançlık ve azgınlıktır. Bir yerde bunlar varsa ihtilaf rahmete değil zulme götürür.

Onun için tarihte Müslümanların kanına sebep olan karanlık sayfaları ‘rahmet’ diye yutturma oyunlarına karşı kelimenin sihrine kapılmadan bilgece tavırlar koyabilmeliyiz.

Tarihimizde ihtilaf maalesef çoğunlukla rahmet olarak tecelli etmemiştir. Cemel, Sıffin, Kerbela gibi olaylarda dökülen Müslüman kanı bunun kanıtlarındandır. Ortadoğu’da akan Müslüman kanı kendisinde rahmet olmayan ihtilafların bugüne taşınmasının neticesi değil midir?

Tarih boyunca rahmet ve bilgelik nosyonu ile değil tefrika ateşi ile karılıp fitne toprağında gürbüzleşerek günümüze gelen anlayışlar ve davranışlar bugün sadece emperyal mihraklara hizmet etmektedir.

22 Mayıs 2017