Derinlerden beslenen kökleri,
Uzaklara yayılmış sinir uçları ve
Ufukları okuyan kaleydeskopları olmayan;
Nefsinin iniş ve çıkışlarına şahitlikten yoksun
Takvayı fücür ile hemzemin kılmış
Ve kimliksizlik ile malul
Nev-i şahsına münhasır bir çiğnem ettir zamanı adamı.
Kimliksizlik çok kimlikliliğe dönüşmüş bir kıyamettir onda.
Mevsimlik düşünür,
Sıcacık tespitleri vardır bazen
Buz gibi çözümlemeleri yanı başında;
Kıvrım kıvrım sessizlik olur ansızın
Ölçer, biçer
Damlalardan ihanet sütunlarına dönüşür
Hemmaz ve lemmaz kesilir
Bazen de kuru bir gürültü, rafine bir çevre kirliliği olur.
Mevsimlik giyinmektedir sanki.
Mevsimlik konuşur; kelimeler mevsimlik, mevsimlik bakışlar
Üç öğün yemek gibi,
Yemek mönüsünden ayrıksı bir tat gibi.
Mevsimlik planları vardır; yığınakları, heyecanları,
Notları, randevuları.
Tanrıları vardır mevsimden mevsime,
Acıktıkça yediği ilahları sonra
İşine gelmedikçe inkar ettiği, süngerlediği geçmişi
Aşkları, palavraları vardır.
Zamanın adamı, zamanı yaşadığı andan ibaret bilir
Soyut mütalaalardan hazzetmez fazla
Yeryüzünün omuzlarında dolaşmaz,
Öncekilerin başına gelenlere dair çeteleler tutmaz.
Başını kaldırıp sütunsuz göklere bakmaz
Mimari, musiki ve şiirle pek işi olmaz
Zamanın adamı dakik ve rakik düşünmez
Dikkat ve rikkat üretmez
Kaba ve takribi hesapların muhasibidir
Yuvarlamayı, yuvarlanmayı ve yuvarlananları pek sever
An olur yeryüzünde sevinç buselerinden bir fragman
An olur hüzün demetlerinden bir enkazdır o.
Zamanın adamı sapmaları pek önemsemez
Hatalar, yanlışlar vakay-ı adiye’dendir onun ilminde
Yeniden başlamaları bilmez
Yeniden başlayanları sevmez
Camdan bakmaya değil, cama tav olmuştur
Parça ve bütün diyalektiğinden söz etmez
Parmağın gösterdiğinden çok parmağa ilan-ı aşk yapmıştır.
Zamanın adamı
Kabe yerine olimpiyatlara çıkar; umursamazdır.
Muhammed yerine Ebu Cehil’e uğrar; pişkindir
Kitap yerine kıymetli kağıtları okur; başı pek kalabadır
Hakikati felaketle,
Geceyi gündüzle karıştırır;
Tınlamaz, meşguldür.
Zamanın adamı
Yalandan bir zamanın
Ve zamandan bir adamın yalanı gibidir.
Gerçeği hatırlamak gözlerine mil çekilmesinden acıdır
Doğruların sesi
Yaban eşeğinin kulaklarında aslanın gürlemesi gibidir.
Zamanın adamı
İç sesini trafik gürültüsü ile absorbe eder
Vicdan adlı uzun dalga boyunu sinyal kesicilerle önler.
Kendine sus payı verir,
Tatiller uydurur.
Tarihe sus payı verir,
Kahramanlar uydurur.
Gözlerine sus payı verir,
Şölenler uydurur.
Kalbine sus payı verir,
İbadetler uydurur.
Zamanın adamı
Maruf’u emretmekten, münkeri nehyetmekten uzaklarda bir yerlerdedir
Tut ki haviye misali bir çukurda
Köpek yavruları ile oynaşır
Şişelere dokunur
Kadehleri okşar
Ayakta ve otururken ya da yanları üzere uzanmışken
Atalarını andığı gibi
Altını ve gümüşü anar,
Uzunca bir ömrü anar,
Bin yıl yaşatılmak mesela…
Zamanın adamı
Rüküş renklerden bir potpori gibidir
Yeşil sermayeden kara paraya
Kırmızı gömlekten pembe kravata
Alı görüp ala, şalı görüp şala dönen
Bir modern zaman şaşkını
Yanardöner bir dabbedir.
Zamanın adamı
Para kazanmaktan iffet kazanmaya
Anamal biriktirmekten ahlak biriktirmeye
Kariyer yapmaktan iyiliği emretmeye
‘Tüketici beşer’ olmaktan, ‘üretici insan’ olmaya yol bulamamış;
Aklını kullanamadığından
ve
Akıl evinde kiracı olmaya devam ettiğinden
Pisliğe mahkum olmuş
‘Kubur farelerine denk’
Dört ayaklılardan aşağı
Bir sürüngendir.
Zamanın adamı
Bencildir, kibirlidir;
El-hak, giydirilmiş kütük gibidir
Bir ucundan kulluk eder.
Mülkün efendisi bilir kendini
Nereden kazandığından çok nereye harcadığı ile ilgilenir;
Nasıl üretileceğinden çok nasıl tüketileceği ile ilgilenir.
Zamanı adamı
Nasıl da savrulup durmaktadır…
Mayıs / 2012