YIKIN EFENDİLER YIKIN!..

Yusuf Alioğlu

04-08-2026 19:56

Dindar olduğunu iddia eden bir kavmin çocukları arzın göğsünü hesapsızca, kitapsızca, çılgınca, fütursuzca kazma kürek yarıyor, yağmalıyor.

Yıkın efendiler yıkın…

Bu han-ı iştaha sizin.

………..

Hayat kelimelerin etrafında döner.

Adem’e ilk önce kelimeler öğretilmiş, ömrü böylece mamur kılınmıştı.

Ait olduğumuzu iddia ettiğimiz kültür dünyası son derece zengin kelime salkımları ile daima gecemize ve gündüzümüze bir kutlu el gibi uzandı ve etrafımızı bayındır kıldı.

‘İnsan, medeniyet, şehir, ahlak, hukuk, sanat, çevre’ gibi kelimeler bizlere maveradan parıltılar sundu.

Zihin rahmimiz, her an parçalanarak çoğalan kelimelerin evreninde hayretimize hayret katan genişlemeler yaşadı.

Karanlıktan sonra aydınlığın nimetleri sayısız tezahür şeklinde üstümüze sağanak oldu.

Biricik ve şeref abidesi olduğunu anlayan insan, bir ömür alnını secdeye çiviledi.

Aileler ‘öf’ bile dememe sınırında aldıkları hikemi terbiye ile yaşlıyı, genci, kadını, erkeği yeniden tanıdı ve tanımladı.

Bebeler cinsiyetlerine uygun kundaklarda sala ve ezan sesleri ile hayatın billur makamlarına uyandı.

Odalar, salonlar, sofalar, sofralar yaşa ve cinsiyete göre nefsin tezkiye mekanizmaları gibi pırıl pırıl işledi.

Pencerelerden ruhun pencerelerine tok sesli yardım elleri yeşerdi.

Kapılardan sokaklara, caddelere ‘selam’ kelimesinde saklı emniyet, güven, sulh, selamet bakışları aktı.

Günde beş defa şehrin yani Medine’nin merkezinden felaha çağrılar yapıldı. Kulluk, barış ve esenlik çağrısı merkezden çevreye aynı ton, hız ve samimiyette yayıldı.

Çitleri gülden bahçelerde gül alan, gül satan ve gülü gülle tartan adamlar, yaprak yaprak kardeşlik, dostluk, ahbaplık, arkadaşlık, yoldaşlık, komşuluk rayihası oldu.

Alışverişin helal, tefeciliğin ise haram olduğunun somut resmi olan pazar yerleri, emek, üretim, istihdam, helal kazanç, ihtiyaç, tasarruf, israf gibi akıl inşa eden kelimelerin etrafında toplumsal dönüşümün alanları oldu.

İnsan olmakta saklı nakıslık ve nisyan halleri üzere akıp giden hayata süreç içinde sefih akıllı ve düşük ahlaklı müdahaleler geldi.

Kırsal toplum nosyonunun ziraat ve üretim eksenine, hızlandırılmış modernite programları ve hormonlu endüstriyel çıktılarla sınıf atlatılmaya çalışıldı.

Beyni ve kalbi pastoral dünyaya ayarlı nefisler, makine sesleri, bol ışıklı vitrinler, rengarenk kıyafetler, reklam panoları, gecelik faiz hadleri, iktidar ilişkileri, bürokratik çalımlar gibi duyarsızlığı imleyen bileşenlerle savrulup durdu.

Birey-toplum ve birey-devlet ilişkilerindeki yamukluklar sonucu kamu mallarına, hazine birikimlerine göz dikerek palazlanan ve Hz. Salih kıssasında anılan ‘dokuzlu çete’yi andıran fesat şebekeleri bitiverdi.

İthal makyaj takımı ile boyanıp badanalanan feodal kırıntılardan kaportası kapitalizme çalan sosyal kümeler devşirildi.

Şiddet sistematikleşti. Konformist mütalaalar çoğaldı. Boşanmalar arttı. Aile kurumu terbiye ve telbiye geleneğinden hızlıca uzaklaştı. Okuma ve akletme sünneti teknoloji destekli ‘yeni muhafazakarlık’ kıskacında zemin ve derinlik kaybına uğradı.

Engellilerine tahammül edemez hale gelen toplum, engelli toplama merkezleri kabilinden uzmanlara terkedilmiş alanlar yarattı.

Yaşlılarını hız ve haz döngüsünde bir problem olarak görenler uzman! gözetiminde yaşam alanları yarattı.

Televizyonlardan evlere lağam ‘kanal’ları aktı; antenlerden yuvalara negatif elektrikler yüklendi.

Sohbet toplumundan sağırlar tiyatrosuna dönüştü sahne.

Ve Allah’ın karargah kılın dediği evlerimiz yedi yabancı desinatörler eliyle eğlence, otel ve tüketim şubelerine dönüştü.

Şehir ve medeniyet formasyonundan uzak kimseler ve onların ‘yerli işbirlikçileri’ yaşadığımız mekanlara ait mühendislik faaliyetleri ile kadim formasyonu tüketmeye başladılar.

Şimdilerde küçücük bahçesi, birkaç ağacı, gül fideleri, zakkum çiçekleri, hanımeli kokusu, dört bir yana dolanan sarmaşıkları ile bahçeli evler birer birer yıkılıyor.

Daha yirmi yılını doldurmamış binalar yeniden yapılmak üzere yerle bir ediliyor.

Parksız, bahçesiz, kıytırık oyun alanları ile tıkış tıkış siteler mantar gibi bitiyor.

Oysa şehir tarihçileri, şehirlerin, yapılar, meydanlar, kaleler, kuleler, surlar, kemerler, kuyular üzerinden kimliklerini sürdürdüğünü söylerler.

İnsanlar tarih ve toplumsal bilinç ile münasebetlerini soyut değerlerin yanında, sanat, estetik, mimari zevk, somut değer, kültürel miras ve sa’y yüklü eserler üzerinden devam ettirirler.

Toplum ve mekânsal aidiyet konusunda fikriyatı ve endişesi olmayanlar elbette bu meseleden uzak dururlar.

Hesapsızca yıkılan her yapı şehrin hafızasına indirilmiş modern bir darbedir.

‘Niçin yıkıyorsunuz’, ‘yerine ne ikame edeceksiniz’ gibi sorulara ahlaki ve vicdani cevaplar verilmelidir.

Yıktığınız yapılarla hangi yaşam tarzını yıktığınızı ve yaptığınız binalarla hangi yaşam tarzını buyur ettiğinizi biliyor musunuz?

Çünkü şehrin önceki silüeti bir kimlik ve kişilik ifadesi idi. Eksiği gediği ile tarihten akan hafızanın tezahürü idi. Sitelerin ve avm’lerin ise ruhu yok. Yakın vadede şahsiyetsiz beton yığınları aynı sıfatlarla anılan insanlarla dolu bir topluma dönüşecektir.

Onun için:

‘İnsan şehrin çocuğudur’ ve ‘şehirler insanın yeryüzündeki ayak izleridir’ ilkesinden hareketle insan ve şehir iletişimi ve etkileşimi zengin bir zihinsellik ile ele alınmalı, bağrında merhamet ve estetik barındıran şehirlerin inşası esas olmalıdır. Tevazuyu ilham eden ve istiğnadan uzak tutan yatay çalışmalar merkeze alınmalı; kimlik ve şahsiyet dokuyan, tarih ve toplum bilinci yükleyen eserler öne çıkarılmalıdır.

İmar faaliyetleri ‘insan, ahlak ve estetik’ üçlüsü üzerinden devam ettirilmelidir.

Doğal çevreye dair kaygılar bilinç düzeyinde canlı tutulmalı, proje kelimesinde saklı aldatıcı ve dili sakilleştirici tutumlar ile soğuk ve gri şehirler oluşturulmamalıdır.

………………

Dindar olduğunu iddia eden bir kavmin çocukları arzın göğsünü hesapsızca, kitapsızca, çılgınca, fütursuzca kazma kürek yarıyor, yağmalıyor.

Yıkın efendiler yıkın…

Bu han-ı iştaha sizin.

 

30 Haziran 2017

DİĞER YAZILARI YAKLAŞIYOR YAKLAŞMAKTA OLAN 01-01-1970 02:00 DEĞER ÜRETMEK 01-01-1970 02:00 YUMRUK 01-01-1970 02:00 YETİM KELİMELER 01-01-1970 02:00 ET-KEMİK POLEMİĞİ 01-01-1970 02:00 DEĞER TÜKETMEK 01-01-1970 02:00 HÜZNÜN RENGİNE DAİR 01-01-1970 02:00 MÜSVEDDE YAŞAMLAR 01-01-1970 02:00 SAKİN SAVAŞÇI: ERDEM BAYAZIT 01-01-1970 02:00 İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK 01-01-1970 02:00 HÜSEYİN AVNİ BEY 01-01-1970 02:00 EBU LEHEB'İN DÜZENİ KURUSUN 01-01-1970 02:00 BİRLİKTE İZLEDİK 01-01-1970 02:00 BAĞIRANLAR VE ÇAĞIRANLAR 01-01-1970 02:00 ZAMANIN ADAMI 01-01-1970 02:00 AYN SİN KAF YA DA TENCERE KAPAK DÜALİZMİ 01-01-1970 02:00 'RAHATSIZ ETMEYE GELDİM' 01-01-1970 02:00 EŞİK YA DA A'RAF 01-01-1970 02:00 ENGEREK SOYU 01-01-1970 02:00 GÜNEŞ YÜZLÜ ÇOCUKLARA 01-01-1970 02:00 ASRA BEDEL ÖMÜRLER 01-01-1970 02:00 ÇEKİLİN ARADAN, MARADAN... 01-01-1970 02:00 AKLIN AHLAKI 01-01-1970 02:00 RAMAZAN AYI'NA MERHABA 01-01-1970 02:00 BİZİM SOKAKLARDA PAÇOZLAŞMA HALLERİ 01-01-1970 02:00 YUSUF'U GÖREN VAR MI? 01-01-1970 02:00 ATEŞ, SU VE ÇARMIH 01-01-1970 02:00 Aklın Mekan ile İmtihanı 01-01-1970 02:00 Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara 01-01-1970 02:00 Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’ 01-01-1970 02:00 BATI'DA ŞEHİR TARİHÇİLİĞİ 01-01-1970 02:00 "Yıkın Efendiler, Yıkın!" -2- 01-01-1970 02:00 'Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda...' 01-01-1970 02:00 'İNSANIN DÖRT ZİNDANI' 01-01-1970 02:00 ŞEBBİHALAR HER YERDE 01-01-1970 02:00 'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA' 01-01-1970 02:00