Hangi dilden olurlarsa olsunlar kelimeler de insanlar gibi ‘yaşayan’ birer organizmadırlar. Kanlıdırlar, canlıdırlar; kırılgan yanları, esnek omurgaları vardır. Işığı sever, aydınlık şafaklara bad-ı saba sadedinde dökülürler. Karanlığı ölüm beller, siyahi olandan soğuk ve donuk mezarlık portrelerine akarlar.
Sevgi tomurcukları salınan melodilerde tebessümü, tutsaklık mekanı cümlelerde ise özgürlüğü düşlerler. Hubut ya da hüzün kadar kadimdir tarihleri; ruh ya da can kadar tazedir kaderleri.
İnsan gibi kelimelerin de bir tarihi ve bu tarihte trajik anıları vardır. Dirilip büyüdükleri, gürbüzleşip bentlerini yırttıkları gibi; sararıp munisleştikleri, dökülüp yalnızlaştıkları mahzun hayat hikayeleri vardır. Yalın kahramanlıklarda biriken mesut ve bahtiyar anıları; soysuz serüvenlerde gölgesi önüne düşmüş, bayağı ve biçimsiz karelerde şekillenmiş hatıraları vardır. Gül makamında fizik ve kimya estetiği mahmur bakışları; korku ve keder başlıklı, kırmızı sulara bulanmış kıpkızıl esaretleri vardır.
Kelimeler yaratılışta Adem ve İsa gibidirler; ilktirler, benzersizdirler. Kendi ayakları üzerinde kadim birer özdürler, cevherdirler, sütundurlar. Yaşam kabiliyeti ve ülfet nüveleri fıtratlarında içkin olup, merhamet dalgaları güneşi kucaklayan eteklerinde, yıldızlara komşu sahillerde yeşermektedir.
Masumdur kelimeler; fıtratlarında homojen pozitif yüklemeler vardır. Dokunuşlarında peygamber asaleti, dizilişlerinde Salih kul yürüyüşü vardır. Kucaklayıcıdır kelimeler, hayra ayarlanmış ‘saatli akıl’ ya da ‘akleden kalp’ gibidirler. Tenlerinde siyah-beyaz ve sarı birer soluk, damarlarında binbir dile ve lehçeye dönüşmüş ses armonisinden kuleler vardır.
Babasızdır kelimeler, doğrudan ilk sebebe bağlıdırlar. ‘Ol’ emrinin aracısız muhataplarıdırlar. Tevbe yolcusu Adem’in ilk hecesi, ilk hareketi, ilk mola mevkiidirler. İnsanlığın ilk klavuzu, arzın ilk misafiri, semanın ilk gözlem evleridir kelimeler.
Mitolojilerin vazgeçilmez aktörleri, hareket suretindeki müdahale derinliğinin mana makamındaki şahid-i evvelidirler. Onlarla başlar eşyada helezonik hareket, onlarla sürer tarihte mana elbisesi giymiş hareket olan ibadet ve onlarla biter ışığın diğer yüzü olan zaman içinde ikamet.
Kelimeler evren gibidirler. Biçilmiş rollerin, yüklenmiş görevlerin adamıdırlar. Yorgun harfler, muzdarip heceler, isyankâr tümceler yoktur kelime dünyasında. Sekine inmiş yürekler gibi ve her daim istim üzere seyir halindeki kozmik güzelliğin vechine meftundurlar.
Melek gibidirler; hizmet abideliği, ikram geleneği, sorumlu yoldaşlık vardır genlerinde. Dostturlar, ketumdurlar; ihanet, literatürlerine yabancıdır. İnsanlığın çetelesi saklıdır kıvrımlarında kelimelerin.
Şimdi ise metruk, mahzun ve yetim durmaktadır kelimeler. Yabancı dudaklarda, sipariş teorilerde, köksüz önermelerde sahipsiz, yersiz-yurtsuz ve kimsesizdir kelimeler.
Elçinin şikayetinde gizli olan maksad, kelimeler yetimleştikçe canavarlaşan/mankurtlaşan insanın ve zindana çevrilen yeryüzünün hal-i pür melalini ne de güzel resmedermiş meğer.
Uzaklaştıkça kelimelerin seviye/erdem muştulayan diyarından, ne de çekilmez bir mekan olurmuş cümleler, bedenler, mabedler ve gök kubbe altındaki her zerre…
16 Nisan 2007