Eğitim öğretim kültürümüzün en yaygın ifadelerinden biri de “eti senin, kemiği benim” deyimidir. Bu deyim, toplumun söz konusu sürece bakışını özetleyen nefis istisnalardandır. Birey, aile ve toplum birimlerinin eğitim ve öğretime dair tanımlarını, bakışlarını, beklentilerini, eleştirilerini, katkılarını ve duruşlarını tespit için istifade edebileceğimiz tarihsel bir veridir.
Bu deyim geleneksel düşüncede, eğitim ve öğretime, okula ve öğretmene duyulan saygı ve güvenin bir sembolü olarak kullanılırdı. Zira Yunan akademileri, Selçuklu medreseleri halkın gözünde pek muhterem yerlerdi. Platon, Molla Sadra, Molla Gürani, Gazali gibi hocalar ilmin merkezi bilinirlerdi. Yine bu deyim, geçmişte bilimin ve bilenlerin ne kadar hayatın içinde, yetkin, güvenilir ve belirleyici özneler olduklarını gösterir.
Modern zamanlarda ise bu deyim, anlam kaybına uğrayarak sorumlu bulmanın, sorumluluktan kurtulmanın, süreci önemsememenin, aşırı yoğunluğun ve zaman ayıramamanın! negatif bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Daha çok veli-öğretmen diyaloglarında şahit oluruz bu deyime. Boyu velisinin ve öğretmeninin dizlerinde olan çocuk, heyecan dolu bakışlarla bir velisine bir öğretmenine bakarak, kendisi üzerinden yapılan muhabbete kulak kesilmektedir. Üzerinden kotarılan düzeysiz diyalogun masum bir nesnesidir o. Konuşmanın kırılma anını ise, velinin:’eti senin kemiği benim’ deyişi belirler.
Bu diyalogun omurgasını teşkil eden et-kemik polemiği pek çok yanlışı barındırmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:
“Eti benim, kemiği senin” sözü ile veliler, çocuklarına karşı olan sorumluluklarını ve bu konudaki başarısızlıklarını itiraf ile işe başlarlar. Bu durum tespiti, özünde korkunç bir ihmali barındırır. Bu ihmal, okul yıllarına kadar özel bir ilgi ve bilgi seçeneklerinin işletilmemiş olmasının yakıcı gerçekliğidir. En az altı yıllık bir ihmalin vicdani rahatsızlığını kovmaya dönük uç bir tepkidir. Zira çocuğundan vazgeçtiğini, rahatlamak adına onu feda edebileceğini barındıran bir düşüncenin ipuçları vardır bu deyimin anlam köklerinde. Çocuğa yabancılaşmanın ve çocuktan uzaklaşmanın yarattığı ruhsal sıkıntılar vardır bu ifadede.
Et-kemik polemiğini sürdüren veliler, sorumluluğu başkasına yükleme telaşında olan kimselerdir. Bu çok basit bir uyanıklık örneğidir ki, akıllara ‘şark kurnazlığı’ deyimini getirmektedir.
Bu tarz, her şeyi maddi imkânlarla aşabileceğini düşünen problemli bir tarzdır. Günümüzde çocuğunun sadece dershane ve özel öğretmen masraflarını karşılayarak vicdani rahatlamayı yakaladığını zanneden problemli bir tarzdır.
Bu tarz, kendisini değiştirme sürecinin dışında görenlerin değiştirme kabiliyetlerini ihmal ve inkârdır. İnsana yapılan yatırımın yeryüzünün en değerli yatırımı olduğunu bilmeyenlerin tarzıdır. İhale takipçiliğini, okey partilerini, piknik sefalarını, ikinci sınıf ‘sınıf’ aidiyetlerini ve siyasal tarafgirlikleri insan yetiştirmekten daha mühim görenlerin; çocuğu ile sevgi ve bilgi dili kuramayanların tarzıdır.
Et-kemik polemiği, anne-baba, aile ortamı, akran gibi vazgeçilmez moral ve bilgi değer kümelerini pasifize etmek; sürecin dışına atarak çocuğun tek yanlı ve tek yönlü gelişimine sebep olmaktadır.
Et-kemik polemiği, çocuğun veli ve öğretmen arasında alınıp verilen bir nesneye dönüştürülmesidir. Eğitim öğretim sürecinin daha ilk adımında ona pasif, etkilenen, şekillendirilen bir misyon yüklenmesi ilk yanlıştır. Bu diyalogun onun bilinçaltında yaratacağı tahribat, ileriki yaşlarda silik bir kişilik, yönlendirmeye açık bir karakter olarak belirecektir. Zira o, velisi ve öğretmeni arasındaki bu konuşma ile et ve kemikten mürekkep bir varlığa indirgenerek en büyük hakarete maruz kalmıştır. Ruhsal yapısı, iç dünyası, hayal gücü gibi bileşimleri inkâr edilerek salt maddi bir varlığa indirgenme istiskaline uğramıştır o.
Bu ifade, velinin sürece müdahalesi ve tanım getirmesi olup özünde öğretmeni, öğrenciyi ve öğretimi tanımlama denemesidir. Bu ifade, mekanik ilişkilerle, ruhsal ve bilişsel kombinezonların nesnel ve yalın hallerine şerh düşülebileceği yanılgısını beslemektedir. Çocukların et ve kemikten mütemmim canlılara indirgenmesi mekanik bir kategorizasyon örneğidir. Batıda Descartes ile doruğuna varan ruh-beden ayırımı, ki bu ayrım beraberinde bir dünya görüşünü beslemektedir, insanımızın insan, eşya, evren ilişkilerine de yaklaşımını sergilemektedir.
İndirgeme ve kategorize etme, insan yetiştirmenin tarihsel ve fıtri gerçekliğine, insanın potansiyel değer olma, aktif ve üretken olma, tarih bozma ve tarih yazma ihtimaline aykırı bir duruştur.
Bu duruş, modern yanılgılarla şamar oğlanına dönmüş insanımızın ikinci sınıf şımarıklıklarını, özgün davranış tükenmişliğini, bilişsel ve kognitif iflasını ve kolayca satın alınabilen yanlarını haber vererek bir sonraki neslin hangi düşünsel tecrübenin ürünü olacağının kara müjdesini vermektedir.
17 Eylül 2006