Aklın Mekan ile İmtihanı

Yusuf Alioğlu

16-12-2025 08:36

Aklını başına al’ deyimini hepimiz biliriz.

Muhatabımızı makul olmaya davet etmek, genel geçer akıl kurallarına uymayı hatırlatmak veya aba altından sopa gösterip tehdit etmek istediğimizde bu ibareyi kullanırız.

Ancak bizim prospektüsten farklı okumalar yaparak yukarıdaki deyimi kullananlar da var.

Mesela bazılarına göre aklını başına almak akla hiza vermektir ki bu dışsal ve bir üst yeteneği gerekli kılmaktadır.

Aklı başa almak harici marifetlere kapı aralıyorsa ruh ve cin gibi meşru ve dominant figürleri hatırlamamak mümkün mü?

Aklı yine akıl ile başa alıyorsanız parçalanmış ve bir kısmı diğerine hükmedebilen, bir kısmı iyi bir kısmı kötü (Zerdüştlüğü, Ahura Mazda’yı hatırlayalım) bir akıl mı var?

Bu anlamda aklı başa almak deyimi Kartezyen aklın ve öznenin (Gazali’yi, Descartes’i, Zizek’i anımsayalım) sürdürücülerinden birer nefes midir?

O halde bu deyim, batılı parçalanmış aklın bizim mahallede gezen casusu olabilir mi?

Başa alınmamış akıl nerededir acep? Mayın gibi etrafta seğirten ve olmadık yerlerde infilak ederek cana ve mala zarar verebilecek bir bomba mıdır mesela? (Anarşistlerin ‘burdayız’ dediğini duyar gibiyim.)

Aklımızı kendi başımızdan alarak bir başka varlığın başına koysak ne olur ve bu durumu gen bilginleri nasıl açıklar acaba?

Başta olmayan aklın sorumluluk, ahde vefa, emaneti koruma ve eşyayı yorumlama gibi konularda duruşu nasıl olur acaba?

Kaçak akılları tarayan ve yakaladıklarını kozmik kulelere tıkayan illuminatilerimiz var mıdır?

Başa alınmamış akıl bu anarşist duruşuyla muhalif çıkışları, itirazları, red ve inkarları mı temsil eder?

Akıl başa alınmadıkça başın hükmü nedir? Omuzlar üzerinde duran estetik tamamlayıcı ve üçüncü kemik türü olmaktan öte bir şey midir?

Akıl başa alınınca taş gediğine konulmuş ya da bir delinin kuyuya attığı ne olduğu belirsiz bir taş akıllılarca çıkartılmış olur mu? Ve bunun sonrasında delinin tezine antitez üretmiş olmanın dayanılmaz hafifliği felsefi yoğunluklardan cisme dönüşebilir mi?

Baştaki akıl ahbarileri/nakilcileri, başa alınmamış akıl da usulileri/reycileri mi temsil etmektedir?

Akıl başta olmaksızın da kullanılabilir mi? Aklı işlevsel kılan illaki baş mıdır?

Yoksa akıl-mekan ilişkisinde akıl bağımlı eleman olduğundan hassalarını ancak ve illaki boş mekansalıkta mı izahar edebilir?

Aklını başını devşirmeyenler hukuken ölü sayılırlar mı? Aklı başında olmayanlar için fukahanın yasak ve serbest çizgileri ya da had bantı nedir?

Başı yitirmiş akıl ‘Güzel Konular Ticarethanesi’[1]ne ya da ‘Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi[2]ne uğrayabilir ve buradan alışveriş yaparak nasiplenebilir mi mesela?

Başı yitirmiş akıl uzaktan sevmek misali uzaktan düşünebilir mi? Ya da mekansızlık illeti ile malul ve ayakları yere/zemine/arza basmayan bir akıl düşünmeyi göze alabilir mi?

Günün birinde baş akla dönüp ‘Akıl Sen Neden Burada Değilsin?’[3] der mi acaba?

Başta olmak ya da başta olmamak hallerindeki bir aklın isabet grafiği nedir? Akıl evinde kiracı bir akıl mı yoksa yoksa yararlı ürünler sunan seyyah bir akıl mı daha evladır?

Başı terk etmiş bir akıl vur emri çıkmış, yargısız infaza aday bir cüzzamlı mıdır? Alternatif mekansallıklar ile çoğulcu söylemlere kitabeler diken akıl başları akılsız bıraktığı için toplumu din, mezhep, ırk ayrımı ile tehdit ettiği için sürgün edilir mi?

‘Başa veda’ diyen aklın ahlak ve vicdan ile münasebeti kopar mı? Ya da ser-siz aklın ahlaksız ve vicdansız olduğu söylenebilir mi?

Akılsız baş oluyorsa nitekim başsız akıl da olur elbet. Türk aklı, emekçi aklı ve sanatçı aklı bir parça böyle yani başsız akıl örnekleri değil midir?

Tam bu noktada; deliler, akıllarına mekan/uygun baş arayan ‘akıllı’lar olamazlar mı?

Foucault’cu hapishane metaforu aslında başları akılsız bırakan modern disipliner hegemonyayı deşifre eden müthiş bir kromatografi olamaz mı?

Aklı kullanmak için onu başa hapsetmek şart mıdır? Aklı başa almak statikliği ve geleneksel bir konumlanışı ve aklı baştan almak ise dinamizmi ve çağdaşlığı temsil etmez mi?

Baştaki akıl mı yoksa baştan ayrılmış akıl mı özgürdür?

Başı terk eden akıl efendi mi olur yoksa yersiz yurtsuz, köksüz kulpsuz bir köle mi olur?

Başı terk eden akıl başa karşı vefasızlık etmiş olur mu?

Başı terk eden aklın ‘insan adam’ yani mümin, Müslim, Muhsin, muttaki, muvahhid, said, sadık olma şansı ebediyen bitmiş midir? Başın içinde kalan akıl dinazorlaşır mı? Yoksa aklı terk etmek kişiyi ‘hayvan adam’ yani nankör, kafir, fasık, zalim, cahil, şaki ve müfsid mi kılar?

Aslında şu da tartışılabilir; aklın başta kalması hesapçı pragmatik, statükocu, sağlamcı bir profesyonelliktir. Baştan ayrı bir akıl ise sürgünleri, ötekileştirmeleri, faili meçhulleri, kuduz köpek gibi kovalanmaları, deli gömleği giydirilmeleri göze almış bir amatörlüktür.

Çünkü, terk etmek keşfetmenin diğer yüzü ise başı terk etmemiş bir aklın öteler metaforu ya da metafizik sistemler ile buluşması muhal durmaktadır.

Kısaca; aklını başını al diyenler aklı mı yüceltiyor yoksa klasik düşünce tarzlarının mekanı olan başı mı yüceltiyor sorusu bütün yakıcılığı ile orta yerde duruyor?

Bu sorunsal muvacehesinde, ‘akıl dinamizmi baş da muhafazakarlığı mı temsil ediyor’ suali geliştirilebilir.

Talebe bu sualler anaforunda aklın mekansallık hallerini modern ve geleneksel prizmalardan süzerek, haline dair fetvanın niceliğini güncelleyen bir mecraya ‘merhaba’ der böylece.

Vesselam…

 

5 Aralık 2014

 

[1] Metin Önal Mengüşoğlu, Dr. S, Okur Kitaplığı, 2013.

[2] Ziya Osman Saba, Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, Can Yayınları, 2014.

[3] Waldo Sen Neden Burada Değilsin, İsmet Özel, Tiyo Yayınları, 2014.

DİĞER YAZILARI BAĞIRANLAR VE ÇAĞIRANLAR 01-01-1970 02:00 ZAMANIN ADAMI 01-01-1970 02:00 AYN SİN KAF YA DA TENCERE KAPAK DÜALİZMİ 01-01-1970 02:00 'RAHATSIZ ETMEYE GELDİM' 01-01-1970 02:00 EŞİK YA DA A'RAF 01-01-1970 02:00 ENGEREK SOYU 01-01-1970 02:00 GÜNEŞ YÜZLÜ ÇOCUKLARA 01-01-1970 02:00 ASRA BEDEL ÖMÜRLER 01-01-1970 02:00 ÇEKİLİN ARADAN, MARADAN... 01-01-1970 02:00 AKLIN AHLAKI 01-01-1970 02:00 RAMAZAN AYI'NA MERHABA 01-01-1970 02:00 BİZİM SOKAKLARDA PAÇOZLAŞMA HALLERİ 01-01-1970 02:00 YUSUF'U GÖREN VAR MI? 01-01-1970 02:00 ATEŞ, SU VE ÇARMIH 01-01-1970 02:00 Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara 01-01-1970 02:00 Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’ 01-01-1970 02:00 BATI'DA ŞEHİR TARİHÇİLİĞİ 01-01-1970 02:00 "Yıkın Efendiler, Yıkın!" -2- 01-01-1970 02:00 'Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda...' 01-01-1970 02:00 'İNSANIN DÖRT ZİNDANI' 01-01-1970 02:00 ŞEBBİHALAR HER YERDE 01-01-1970 02:00 'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA' 01-01-1970 02:00