11–14 Aralık tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen Bingöl Tanıtım Günleri, kalabalık bir metropolün ortasında Bingöl’ün sesini duyurmak adına önemli bir adımdı. Dört gün boyunca kurulan stantlarda Bingöl’ün kültürü, mutfağı, müziği ve insan sıcaklığı İstanbullularla buluştu. Bingöl balı, kavurması, yöresel lezzetleri; halayları, türküleri ve samimi sohbetleriyle İstanbul’un soğuk temposuna kısa bir Bingöl molası verildi.
Bu tür etkinliklerin büyük şehirlerde yapılması elbette kıymetli. İstanbul, Türkiye’nin vitrini. Burada kurulan her temas, Bingöl’ün tanınırlığına katkı sunuyor. Memleketinden uzakta yaşayan Bingöllüler için ise bu organizasyonlar birer hasret giderme alanı oluyor. Kimi çocukluğunu hatırlıyor, kimi köyünün kokusunu, kimi de sofrasının tadını… Bu yönüyle Bingöl Tanıtım Günleri, sadece bir tanıtım faaliyeti değil; aynı zamanda bir aidiyet ve hafıza tazeleme buluşmasıydı.
Ancak bu noktada sormamız gereken önemli bir soru var:
Bingöl’ü İstanbul’da anlatıyoruz da, Bingöl’de neden aynı heyecanı birlikte yaşamıyoruz?
Bir kentin kendisini tanıtması kadar, kendi insanına kendisini yeniden anlatması da önemlidir. Bingöl’de düzenlenecek bir Bingöl Tanıtım Günleri, şehrin merkezinde, ilçeleriyle, köyleriyle, üniversitesiyle, esnafıyla ve gençleriyle birlikte yapılacak kapsamlı bir etkinlik; hem iç turizmi canlandırır hem de şehirde ortak bir gurur duygusu oluşturur. İlçeler kendi ürünlerini, sanatçılarını, kültürel değerlerini Bingöl merkezde sergiler. Yerel üretici doğrudan vatandaşla buluşur. Gençler kendi şehirlerinin potansiyelini yakından görür.
Üstelik Bingöl’de yapılacak böyle bir organizasyon, dışarıdan gelecek misafirler için de güçlü bir davet olur. İstanbul’da tanıtımı yapılan Bingöl’ün, “gelin ve yerinde görün” çağrısı somutlaşır. Doğasıyla, kaplıcalarıyla, yaylalarıyla, tarihi ve inanç merkezleriyle Bingöl; anlatılan değil, yaşanan bir şehir haline gelir.
Kalkınma sadece yol, bina ve projelerle olmaz. Kalkınma aynı zamanda kültürle, sahiplenmeyle ve özgüvenle olur. Bingöl’ün kendi değerlerini kendi sahnesinde sergilemesi; şehre olan inancı, umudu ve birlikte hareket etme kültürünü güçlendirir. İstanbul’daki tanıtım günleri bir vitrinse, Bingöl’de yapılacak tanıtım günleri bu vitrinin temelidir.
Çünkü bir şehir, en çok kendi meydanında güçlenir.
Sonuç olarak; İstanbul’daki Bingöl Tanıtım Günleri emeği geçen herkes için alkışı hak ediyor. Ama bu güzel organizasyonun bir adım ötesine geçmenin zamanı da gelmiştir. Bingöl’ü sadece büyük şehirlerde değil, kendi topraklarında da hep birlikte anlatmak, yaşatmak ve büyütmek gerekiyor.
Sonuçta mesele bir etkinlikten ibaret değil. Mesele bir ruh meselesi.
Aynı toprağın suyunu içmiş, aynı dağlara bakmış, aynı hikâyelerle büyümüş insanların ortak sesi meselesi.
Ve bu ses bugün net bir şekilde şunu söylüyor:
"Evet, hepimiz Bingöllüyüz."
